24 Haftalık Prematüre Doğan İpek Bade’nin Mucize Öyküsü 1

24 Haftalık doğan İpek Bade’nin Annesi Beyza anlatıyor bize mucize öykülerini.. Yazı dizisi halinde Blogta olacak..

Şimdi söz Sevgili Beyza’da..

 

Canım kızım İpek Bade BULUT… 08.06.2015

Sene 2004.Harika bir bahar günüydü.Arkadaşlarımla ortak bir arkadaşımızın doğumgünü partisine davet edildik.Gitmemek olmazdı elbette.İş çıkışı hazırlanıp davetin olduğu yere gittik.Yoğun çalışma temposunda , bu tür eğlenceler iyi geliyordu insana, çok sosyal bir kişilik olduğumdan asla kaçırmazdım.
İyi ki de gitmişiz. Hayatımın anlamı, hayat arkadaşım, Can parçamla tanışmak varmış kaderde:)
Uzun boyu, buğulu bakışları, nezaketi, efendiliği hemen cezbetmişti beni..O gün orada tanıştıktan sonra, tam 1.5 yıl  boyunca her gün görüştük. İlişkimiz çok güzel gidiyordu, tek sorun, aramızdaki yaş farkıydı.. Mantığımız sorguluyor ancak duygularımız fazla düşünme, yüreğinin götürdüğü yere git! diye haykırıyordu.
Ne iyi yapmışız , Bugün 11. yılımızı kutluyoruz, yaşadığımız onca acı,zorlu, meşakatli günlere inat, yine çok büyük bir Aşk’la bağlıyız birbirimize.O benim bu dünyadaki en büyük şansım ,Canım kocam
Hayatın neler  getireceğini tasavvur etmek mümkün değildi elbet… önceden kaderim anlatılsa, hayır benim bunlara dayanmam imkansız diye kıyameti koparırdım herhalde. Ancak Allah’a inancın sonsuzsa, her şeye sevgi ile yaklaşırsan, üstesinden gelemeyeceğin şey yoktur.Bizaat deneyimliyorum.



2006 da çok güzel bir düğünle evlendik,.Balayımız,evimiz, herşey gönlümüzce olmuştu.

Mesleğim gereği, yoğun çalışıyordum.Pazarlama yaptığımdan gerek sahada, gerek masa başında bitmek tükenmek bilmeyen hedeflerim, operasyonel işlerim vardı. Ama çalışmayı koşturmayı çok sevdiğimden hiçbir zaman yorulmadım ,gocunmadım işten güçten.
2 yıllık evliydik. Artık çocuk yapma zamanı gelmişti:) Buna ruhen, kalben hazırdık..
Ama fiziken hazır değilmişiz meğer.Bir türlü müjdeli haberi alamıyorduk.Sonunda soluğu Dr da bulduk. Evet bende Troid var, yıllardır ilaç kullanıyordum ama çocuk sahibi olmaya engel değildi ki..
Uzun bir uğraştan sonra, tahmin edeceğiniz üzere, kendimizi Tüp Bebek Merkezinde bulduk.
Tv lere çıkan çok ünlü bir Dr ‘un görev yaptığı bir hastaneydi.
Ancak tedaviye başlamadan önce yapılması gereken bir şey vardı.Bugüne kadar kimsenin söylemediği bir şey duymuştum.Rahimde Septum vardı,(perde) operasyon olmalıydım
Tabii ki hemen operasyonu oldum. Akabinde ilk tüp bebek denemesi..
Yumurta büyüten iğneler, her gün göbekten yapıldı. İlgili gün geldiğinde operasyonla yumurtalar toplandı, eşimden alınan sperm ile döllendirildi ve yine o ilgili günde rahime transfer edildi.

Artık 12 gün bekleyecektik. Tüp bebek tedavi süreci uzun soluklu anlatılacak başlı başına bir hikaye aslında.Yaşayan bilir..Kolay değildir onca hormonu yüklenmek,fiziken ve ruhen inişler çıkışlar yaşamak..Ama herşey çok güzel bir amaç için di..Katlanmaktan başka çaresi yoktu.
O gün kan tahlili yaptırıp gebe olup olmadığım anlaşılacaktı. Stres,heyecan hepsi bir aradaydı.Büyük gün geldi çattı. Ancak ne yazık ki sonuç negatifti!!

Daha doğrusu B-Hcg biraz yüksekti.Yani hamileydim ama belli ki devam etmeyecekti.2 gün sonra tekrar kan tahlili yapıldığında, değer gerçekten sıfırlanmıştı.Tıpta buna Biokimyasal gebelik deniyordu..




İlk denemenin başarısız olması, gerçekte yıkım yaratmıştı. Ne hayallerle başlıyordun serüvene.Maddi,manevi emekler veriyordun.İnsanlar senden müjde beklerken, aksini haber vermek…

Ancak kısmetin ötesine gidilmiyordu.Yıkıılmıştık evet..Hayatta çok daha büyük yıkımların olduğundan bi haber….Telafisi olmayan ,çaresi olmayan dertler…..

İlk yenilgiler en ağırı oluyor, sonrakilere daha mı güçleniyorsun bilemiyorum ama ilkler zordur her daim..

Eşim kısa dönem askerliğini öteleyip duruyordu. Madem sonuç olumsuzdu,,vardı bir hayrı diye düşünüp askerliğini aradan çıkarma kararı vermiştik.Başvurular , görev yerinin açıklanması derken, 2010un 12 Ağustos gecesi sabaha karşı vatani görevini yapmak üzere yolcu ettim dünyadaki en sevdiğimi…

Çok şükür acemiliğini Ankara da, sonrasını da Bolu Cezaevinde yapacaktı. Uzak sayılmazdı İst’a.

Neredeyse her hafta sonu otobüse atlayıp 3 saat yolculuktan sonra yanındaydım bütün gün. Hasret gideriyor, gelecekle ilgili planlar yapıyor hayaller kuruyorduk.Her şey güzel olacaktı.Tamam ilk denemede olmamıştı ama bir dahakine neden olmasın diye motive ediyorduk kendimizi.
6 ayımız böyle geçti..hasretlik de bitiyormuş bir gün, sayılı gün çabuk geçermiş , geçti gitti diyorsun yıllar sonra o günleri düşününce…
Artık 2.tüp bebek denemesinin vakti gelmişti.Bu kez 2 arkadaşımın şiddetle önerdiği, kendilerinin olumlu sonuç aldığı, çok daha küçük bir hastanede denemeye karar verdik.Üstelik bu kez kimseyle,ailelerimiz dahi kimseyle paylaşmayacak, daha az stres yüklenmiş olacaktık.
Doktorumuz, alanında son derece başarılı, bunun vermiş olduğu bir rahatlık mı desem, artislik mi desem bilemedim ama değişik ama sempatik bir adam dı.Ordan burdan çok okuyup , kafalarınızı karıştırmayın, sorgulamayın her şeyi, akışına bırakın deyip duran bir adamdı.Ama biz Türk milletinde soru biter mi, merak biter mi, bitmezdi…

Neyse ki ,herşey yolunda gitmişti, 2. Tüp bebek tedavisi tamamlanmış, artık gün gebelik testi yapma günüydü.
Eşimle sabah evden çıkıp hastanede kan verip kahvaltı için bir yere oturmuştuk.2 saat sonra da sonucu alacaktık.Kahvaltı ediyorduk ama o mu bizi biz mi onu yiyorduk bilemedim. Saat gelince sonucu almaya giden eşim, döndüğünde yüzünde nasıl bir heyecan vardı anlatamam size.Gözleri dolu dolu bana yaklaşarak HAMİLESİN dedi!! Normalde kadınlar önce öğrenir eşlerine müjdeyi verir, bizde tersi olmuştu
İnanamıyorduk, evet sonuç pozittifti, hamileydim.Hemen Dr u aradık. Murat bey evet hamilesin, hayırlı olsun , 2 hafta sonra kese görmeye bekliyorum dedi.2 hafta geçer miydi.Gün gün saat saat saydık diyebilirim. Ultrasona girip kesenin 1 değil 2 olduğunu görünce, heyecanımı anlatmam mümkün değil dostlar.Şu an yazarken yine gözyaşlarımı tutamıyorum..Mutluluk, hüzün,sevinç, gözyaşı,acı,stres ,korku, endişe iç içeymiş hayatta…Allahım kaldıramayacağı dert vermesin kimseye..
Keselerden 2 hafta sonra,yani 8 haftalıkken, bu kez kalp atışı için gittik. İnsanın içinde kendi kalbi dışında 2 kalp daha atar mı? Evet kalbim eşim için deli gibi atıyordu.Şimdi 3 kişi için atacaktı.




Hele de birinin kız birinin de erkek olduğunu öğrendiğim günkü mutluluğumuzu anlatmaya kelimeler yetmez…
Günler geçiyordu, Gündelik hayat devam ediyordu..Yoğun çalışmaya devam ediyordum.Annem ve kayınvalidem ikiz gebesin, dinlenmen lazım diyordu. Doktoruma sorduğumda ,gebelik bir hastalık değil, aynen devam demişti.Eski topraklar pipirikli işte, doktordan daha mı iyi bilecekler dedim çalışmaya devam ettim.

Demez olaydım..11 haftalık hamileydim, kız kardeşimin doğum günüydü, ona pasta almak için pastaneye girmiştik.Birden bir kopma, bir sıcaklık hissettim..Bir de ne göreyim, kanama geçiriyordum!!Kardeşim hemen koluma girip beni arabaya attığı gibi, eşim arabayı ,doğru en yakın hastaneye sürdü..

Şükürler olsun ki bebeklerim şimdilik iyiydi, düşmemişlerdi.Ama düşme riski vardı.hemen hastaneye yatırıldım, serumlarla durdurdular.
sebebi yoktu kanamanın, ikiz gebelik, olur böyle yanıtını almıştık..1 hafta rapor sonrası yeniden işe başlamıştım..
işime uzak yerde olan Murat beye gittiğim gibi, kanama geçirdiğimde evime yakın olduğu için gittiğim hastanenin dr una da gitmeye başlamıştım.

16.haftada ikiz gebeliklerde,ikili testler yapılamadığından, Amniyosentez önerilmişti. Neydi bu amniyosentez? Yaptıran arkadaşlarım vardı, duymuştum , Hatta kvalidem 15 sene önce en küçük oğluna yaptırmış , sinek ısırığı kadar bir his yaşadığını anlatıyordu. Karından bir iğneyle girip bebeğin kesesinden sıvı alınıp down senromu olup olmadığına bakılıyordu.Madem kolay bir işlem di, yaptırma kararı aldık.Kvalidemin doktoru İst Tıp Fak .de Prof olduğundan , işin uzmanı olduğundan, orada ona yaptırmaya karar verdik.
Fakat işlem öyle herkesin dediği gibi sinek ısırığı kadar basit olmamıştı. Müthiş canım yanmıştı.Doktor iğneyi 2kez sokup çıkarmıştı, yerimden zıplamıştım adeta.. Doktor herşey yolunda demişama benim içim hiç rahat değildi.

Nitekim haksız çıkmadım..ertesi gün gece tam uyumaya giriyorduk ki birden kanamam başladı..Apar topar hastaneye koştuk.bebekler düşmemişti çok şükür ama yine hemen yatırılmış,rahim kasılmasını durdurmak için serumlar bağlanmıştı .Nöbetçi dr, siz gece dinlenin, sabah kendi dr unuz ilgilenecek dedi. Gece uyuyordum ki birden bir ıslaklık hissiyle uyandım.Bir baktım ki yatağım sırılsıklam, Bu yaşımdaydım, altıma mı yapmıştım, acaba gebelikte altına kaçırma diye bir şey mi vardı.nasıl utanarak hemşireyi çağırmıştık anlatamam.Hemşire hiçbirşey söylemeden yatak nevresim takımlarını değiştirip gitmişti.Yanımda refakatçi olan eşimden mi utanayım hemşireden mi, çok mahcup olmuştum.
Sabah 07.00de Dr gelip eliyle karnımı kontrol edip, öğleden sonra ultrasonla muayene yapacağını söyleyip gitmişti. Biz olanlardan bi haber, öğlen olmasını, odaya gelmesini bekledik.



Ve saat gelip muayene ettiğinde, Alpere dönüp evet bu bebek gayet iyi, yaşıyor dedi.Sonra diğerine bakıp, maalesef O yaşamıyor dedi!! O an eşimin dizlerinin üstüne çöküşünü, adeta düştüğünü bugünkü gibi hatırlıyorum! Nasıl yani yaşamıyordu?? Ne olmuştu ki yaşamasın?? OLANLAR OLMUŞ MEĞER..Amniyosentezde kese delinmiş su kaçırmaya başlamış!! Sonunda da kese patlayıvermiş!!Yani gece altıma yapmamışım, kese patlamış!! İlk gebeliğim di,Evet doğuma yakın kese patlar bilirim ama 16.haftada nerden bilebilirdim! Kese patlayıp bebek susuz, YANİ NEFESSİZ kalınca ne yazık ki ölüvermiş!!Buna yürek dayanır mıydı? Ölmek istedim o an!! Bebeğim gitmişti, üstelik benim yüzümden.Amniyosentez yaptırdığı için!yaptırmasaydım onu kaybetmeyecektim.Kendime vuruyordum, inanamıyordum olanlara…
En kötüsü bu değilmiş, asıl kötü olan, ölen bebeği vücudun atmak isteyecek olması, bu da diğer bebeğimin de doğumu, zamansız doğumu, yani ölmesi demekti!!

Bu nasıl bir kader di! Dayanamazdım buna, sadece ölmek istiyordum!!
Gerçekten de gece yarısı doğum başlamış, ölen bebeğimi doğurmuştum. Ama plasentası gelmemişti, içerde kalmıştı.Bu da rahim içi enfeksiyon riski demekti. Hemen antibiyotik tedavisine başlandı.Diğer bebeğin de doğması bekleniyordu, o arada enfeksiyon olup, annenin hayatı riske girmesin diye tedaviye alınmıştım.3 doktor birbirine girmişti.2 si bu gebelik sonlanmalı diyordu diğeri ise bekleyip görelim diyordu.Anlaşmaya varamayınca, fakülteden prof hoca çağırıdlı.bana riskte olduğumu, gebeliğimin sonlandırılması gerektğini anlattı.Aile birbirine girdi,kimi sonlansın diyordu kimisi aksini.. Uzun lafın kısası, gebeliğe devam kararı almıştık…
Yapacak hiçbir şey yoktu.Tam 25 gün hastanede yattım. Oğlumu ölü doğurmuştum. ama kızım sımsıkı tutunmuştu.Sonunda 19 haftalık tek gebeydim, evime taburcu edildim.Moralimiz sıfırdı, yaşananlar kolay atlatılacak şeyler değildi.Üstelik suçu kendinde bulurken..
2 hafta sonra yeni bir kanama ile yine hastaneye yatırıldım 10gün kaldım yine serumlarla doğum durduruldu yine evime taburcu oldum…
Bu arada her kanamada kan kaybettiğimden, demir serumları takviyesi yapılıyordu
Bu ertelemeler ancak 24.haftaya kadar yapılabildi.
24 haftalık hamileydim evde kitap okuyordum ki müthiş bir kanama başlamıştı.hemen eşimi aradım yakınlardamısın diye.Çok korkmuştum çünkü..Doğum olduğunu hissetmiştim, diğer kanamalrımdan farklıydı ..
Eşim gelip beni aldığında yoldayken heyecanla, korku içerisinde, şehir dışında oturan anneme tel ediyordum ama bir türlü ulaşamıyordum. Aksi gibi yakınımda oturan kayınvalidem de Ankarada’ydı 1 ay önce doğum yapmış kızının yanındaydı..
Hastaneye ulaştığımızda doğumun başladığını artık serumlarla durdurulamayacağını acilen ameliyathaneye alınmam gerektiği söylendi
Doktor bir yandan da bize ‘bak bebeğin yalnızca 660 gr ve 24 haftalık.Kitaplar akciğeri çalışmaz diyor, yine de şans vermek ister misin, kuvöze alalım mı çabuk söyle??’ diye sorup duruyordu
.Gözyaşları içinde ,’ bari bu bebeğimi yaşatın nolur yalvarırırm diye haykırıyordum
25 Temmuz 2011 saat 18.30 da eşim beni gözyaşları içinde, ameliyathaneye uğurlarken,bu tarihin ikimiz için yepyeni bir hayatın, bir hayat mücadelesinin habercisi olduğunu tahmin bile edemezdik….

25 Temmuz İpek Bade BULUT;660 gr doğdu. Erken doğuma bağlı 4.derece beyin kanaması geçirdi, Hidrosefali gelişti.1.5 kg altında olduğundan,uzun süre şant operasyonu olamadı….Olana kadar ise, çok erken doğduğundan, yalnızca 2 cm olan beyin dokusu iyice hasar görmüştü..
Doktorlar umut vermedi, çok yaşamaz, yaşasa da bitkisel hayatta olacak dedi…
Gözleri görmüyor, kulakları duymuyor, algısı kapalı, beyin felçli bir bebekti…
Aman Allahım bu bebek bizim miydi?
Böyle bir bebek istenir, sevilir miydi??
Uzun yıllar bunun için mi mücadele vermiştik, maddi manevi emeği bu bebek için mi vermiştik??
Nasıl bir evlat teslim ediyorlardı?
Hayallerimiz nolucaktı? En iyi okullara gönderecektik, düğününü en iyi yerde yapacaktık??
Tansiyonum 22 lere fırlıyor, hastanelik oluyordum. Nitekim sonunda tansiyon ilaçları verildi…



 

unnamed (2)

Aylarca yeni doğan yoğun bakıma gidip geldim.Yalnızca 15 gün sütüm oldu, sağdım sağdım hastaneye götürdüm.Sonra üzüntüden kesiliverdi.. her gün gidip onu gördüm. Dokunmak yasaktı, çok küçüktü, güçsüzdü,enfeksiyon kapabilirdi.
Doktor fazla bağlanma, yaşamaz beyni çok hasarlı diyordu…
Yeni doğan yoğun bakım günleri, başlı başına anlatılacak bir hikaye olup, Allahım hiçbir anneyi o kapıya düşürmesin….Kokusu burnuma gelir zaman zaman,anında midem kalkıyor ,şu an kalktığı gibi
8 ay sonra eve taburcu olduğunda küçücük gövdeli, kocaman kafalı, ama bir o kadar masum yüzlü bir bebekti.Onca bilinmeyen denkleme rağmen, Onu hastanede kucağıma teslim ettiklerinde, o an içimden bir şey kopmuştu..
Hele de eve gelip onu yedirip altını değiştirip uyutup emek verince, çok garip bir duygu, sanki aylar önce doğurduğumda değil de, sanki şimdi ANNE olmuştum…
Ne diyorlardı Al Yazmalım Filminde, ‘Sevgi neydi, sevgi iyilikti, sevgi emekti’….



İlgili Mesajlar

Leave a Comment