24 Haftalık Doğan Onur Alp’in Savaşı

24 haftalık doğan alp

24 Haftalık Doğan Onur Alp’in Savaşı

Onur Alp; 03.11.2001 doğumlu. 24 haftalık prematüre bebeğim benim. Hikayem belki biçok kişiyi ağlatıcak benim şu anda ağladığım gibi… 18 yaşında zorla kaçırıldım ve evlendim. Hemen hamile kalmışım, cahilim, eşimin ailesiyle baştan beri sorunlarımız vardı ve o sorunlar hiç bitmedi. Allah’ın verdiği canı aldırmamı söylediler hep durmadan, yılmadan… Bir gün Tekirdağ Çorlu’da ikamet ediyorduk o zaman. Randevu aldık Doktor’dan kürtaj için ama benim içim içimi yiyor. Neyse muayene saatinde içeri girdik, eşim dışarı çıktı, doktora yalvardım. Allah rızası için kürtaj yapmayın, ben bu canın vebalini taşıyamam dedim. Doktor muayene ettikten sonra;” Zaten alamam çok sağlıklı bir bebek” dedi ve biz çıktık Doktor’un yanından. Eşim o an annelerinin sözünü unutup ikna olmuştu; taa ki 23. haftaya kadar.  Hamileliğimde hiç bir sorun yasamadım, mide bulantım bile olmadı. Oğlum, biriciğim bana hiç bir rahatsızlık vermedi. 23. Hafta da yine kayınvalide sendromu yaşadık ve eşim beni hastanelik edene kadar dövdü. Çünkü çalışamıcaktım. 2 maaş değil tek maaşla geçinme derdi olucaktı. Annelerine yardım edemicekti, çocuk geliyordu derken, yediğim dayaktan sonra ağzımdan burnumdan kan boşandı. Ağlayarak uyuduğumu hatırlıyorum.



Ertesi gün bende ufak ufak ağrılar başladı.. Dikkate almadım ama bir tuhaflık vardı sanki derken ağrılarım sıklaştı ama beni doktora götüren yok. Tam 4 gün 4 gece evde o kuru ağrıyı çektim. 4. günün gecesi insafa geldi, doktoruma götürdü. Doktor yüzümün gözümün halini görünce anladı zaten ” yatış ” dedi. Doğum başlamış ; durdurma ihtimali ile  hiç eve gitmeden hastaneye yattım. Serumlar, ilaçlar çifter çifter kolumda derken ağrım durdu. O geceyi ölü gibi uyuyarak geçirmiştim. sabah 06:00 bende ağrı daha şiddetli ve hemen muayeneye; ” Bebek geliyor ” doğum anına kadar hiç bir sıkıntı yok ağrım dışında…

Çorlu’dan ya İstanbul, Ya Edirne fakültesi diye sevki yazdı Doktor. Biz edirne’ye daha çabuk gideriz dedik. Kayınvalide parası harcanmasın diye ambulans dahi tutmadı. Taksi de başım Annemin kucağında, ayaklarım Kayınvalide de kolumda 2 serumla çıktık yola. Tam Fakültenin kapısından giricez Kayınpeder ” Biz Fakültenin altından kalkamayız, siz gidin sigorta hastanesine” dedi. Kimin aklına gelir ki böyle birşey. Tamam dendi, rota değişti. Geldim SSK hastahanesine. Doktor yok zaten özel muayenehanesine gitmediysen doktor yüzüne bile bakmıyordu o zamanlar..Bir ebe,  bir hasta bakıcı, bir ara Doktor geldi muayene etti ve  su kesesi yırtıldı; Aileme ” Çocuktan geçin hanım teyze kız gidiyor artık ”  dediğini duydum. Kayınvalidenin verdiği cevap ” Bizim zamanımızda sezeryan yoktu, biz normal dogurduk, o da normal doğursun” dedi. Doktor da zaten isteksiz kendi doktorum değil sorumluluk benim değil dedi aldı imzayı çekti gitti. Kaldım ebenin eline, karnımda bi sürü kablo kolumda serumlar, ben doğum masasında bekliyorum. Ağrı var ama bebek küçük olduğu için ilerliyemiyor derken; Ebe panikledi ” Kalp atışları durdu” falan derken müdahele etmesiyle paşa dünya ya geldi.. (sıpa doğar doğmaz üzerime çiş yaptı :))



Ben yüzünü bile görmeden temizlendi, oyalandı doğumhanede keyfi keyfi.. Sonra da ninelerine gösterilmiş en son kuvözün yolu tutulmuş.. Beni almadılar kuzumun yanına süt sağıp verdim hep.. 17 gün kaldı küvözde son 1 hafta Doktorlar çağırdılar. Kısa bir eğitim verildi.. 1 hafta ben durdum yanında. Sadece süt zamanı yanına girdim kuzumun. O arada sarılık oldu, ışıkta kaldı vs derken, taburcu olma günümüz gelmiş..Hiç unutmam Çocuk Doktoru ” Bunlar çok iyi günleriniz, daha çok şey görüp geçirceksiniz ” demişti.

Kendim çocuğum daha, anlıyamamıştım o da ” Çocuğunuzda sorun oluşmuş doğumda ” demedi. Bir doğum kağıdı bile yok oğlumun. Neyse gel zaman git zaman 950 gramlık pre bebekle yaşamayı çabuk kavradım. Kafa bıngıldakları oluşmamıştı. Darbe alması çok kolaydı. Ayak tırnakları bile yoktu benim pre bebeğimin.

Derken çabuk toparladık ama bir anormallik vardı.. Uzattığım neslelere elini uzatmıyordu. Kafasını çevirip bakmıyordu.. Sürekli ağlıyor ve sadece kucağımda duruyordu. İğne ipliğe dönmüştüm. Doktora gidiyoruz; anlatıyorum, erken dünya ya geldi ondan deyip yolluyorlardı. Prematüre Bebeğim, 8 aylık oldu. Çorlu da özel bir hastahanede bir doktor tavsiye ettiler, gittik. Hırlıyor diye bronşitten korkmustum,  ” Bişeyi yok annesi ” dedi. Sonra ben Doktorumuza anlattım; ellerini açmıyor, bacakları fulbolcu bacağı gibi kaslı, derken Doktor komple soydu ÇocuĞu veee işte dünyamın başıma yıkıldıgı an; ” Annesi beyinde problem var, MR çekilmesi lazım ” dedi ve ben o anda bütün hayati fonksiyonlarımı yitirdim. Yine işte başa gelmeyince bilinmiyor.. Çorlu da ilkel şartlarda makattan verilen ilaçla çocuğu uyutup MR çektirmeye çalıştık ama nafıle.. Babam hakkını iki cihanda ödeyemem aldığı gibi bizi İstanbul Çapa ya götürdü.. Orda da Mr istendi. Çocuk küçük diye kimse anestezi veremiyor. ” Masada kalır diyorlar ” başka bir söz çıkmıyor ağızlarından. Derken Bakırköy’de Özel bir merkeze geldik. Çekeriz dediler ama risk var.. Dedim ya batıcam, ya cıkıcam öğrenmem lazım. Eşim gerekli evrakları imzalayamadı, Babam aldı başını çıktı dayanamadı ve ben bastım imzayı. Rabbim’e emanet ettim kuzumu. Ağzında emziği vardı bi tek onu emdiği fark ediliyordu ama o an ağlarken birden herşeyin susması beni bitirmişti.. Çekim bitti gözümün nur’u kucagımdaydı ama ya sonuç neydi ?



Sonucu kapalı bir zarf içinde elime tutuşturdular. Açtım ” periventriküler lokomalazi ” neydi ki bu? Ne anlama geliyordu?

Bakırköy kadın doğum ve çocuk hastanesine geldik. Orda sırayla içeri giriyoruz, bizden önce kucağında 14-15 yaslarında bi kız çocuğu olan bir kadın girdi. Kızın durumu cok ağırdı. Arkadan bize seslenildi ve Doktor raporu okudu.. Eliyle işaret ederek kız çocuğunu gösterdi ve aynen şunları şöyledi ” sizin çocuğunuzun da sonu bu, ne köy olur ne kasaba” ….

O kapıdan nasıl çıktım, o duvarın dibine nasıl çöktüm, ne dedim ne yaptım, hiç hatırlamıyorum. Sadece Babacığım ” kalk kızım kalk sevilay’ım ne oldu yavrum ” demesini hatırlıyorum. Babacığım ordan aldı bizi Çapaya götürdü. Hemen muayeneye girdik, Doktor kuzumu elinde top gibi çevirdi çevirdi ve döndü dedi ki ” Bak kızım, yolun çok uzun ve çok zor ama altına imzamı atarım bu çocuk tedavilerden sonra yürür” dedi. Bu arada oğlumun teşhisi Serebral Palsi…

Bizim uzun maraton başladı ama farkındaysanız Babamızın rolü çoktan bitti.. Vardı aslında hayatımızda ama sadece sözde… Ben çok çabuk kabullendim. Çünkü en çok ben istedim alınmasın diye yalvardım ve düşündüğümde işte sevilay Rabbi’nin hikmeti sana gönderdiği emaneti cennetliği iyi bakman lazım diye düşündüm.

Fizik tedavi başladı kısa zamanda.. Çok yol kat ettik.. Tam oğlum emeklemeye başladı, yanlış ilaç yüzünden nöbet geçirdi. Bu nöbet herseyi aldı götürdü bizden.. Hareketler durdu, konuşma durdu, çünkü benim oğlum 8 aylık basladı anne baba demeye.. Yine bir telaş, yine bir koşuşturma.. Oğlumun nöbet geçirdiğini gördüğümde yüz felci geldi sanmıştım.. 4 yaşındaydı kuzum, doktor doktor gezdik ama nöbetler başlamıstı. Nihayet durdurduk ama statusa giriyordu klinik olarak nöbet yok, beyin durmadan nöbet geçiriyor, yoğun bakımda 17 gün hiç gözünü açmadan Anne demeden, yemeden, içmeden uyutuldu. Sonra statustan çıktı. Akabinde yurt dışından ilaç istendi.. Son çareydi, ” dirençli epilepsi ” fizik tedaviden daha önemliydi. Yürümesin ama canı sağolsun, aklını yitirmesin düşüncesindeydim.. Derken Babaanne ve  Hala ” gözümüzün zevki bozuluyor sen Allah mısın ” (Tövbe Haşa) neyini düzeltecen bunun. Boşuna para harcıyorsun diye diye eşimin beynini yıkadılar; ”  Sana karı mı yok, başka kızla evlenirsin, sağlam çocuğun olur, bununla mı uğraşcan” derken eşimin, ihaneti, yalanı, hırsızlığı, hakaretii şiddeti derken ayrıldık..

Paşam 7 yaşındaydı ve herşey gözünün önünde yaşandı, herşeyi dün gibi hatırlıyor.. Ayrılırken eşimin son sözü şu oldu; ” Ben özürlü hayatı yaşamak istemiyorum, çekemiyorum bu hayatı ” dedi bende evladım olmadan asla dedim ve kapıyı gösterdim. 5 buçuk yıldır ayrıyız, bu zaman zarfında oğlum 3 kez ameliyat oldu. Sünnet düğünü oldu. Babası bir kez bile arayıp sormadı, görmeye gelmedi, umurunda olmadı. Yani şu an gayet rahat bir hayat sürüyor. Aynı şehirdeyiz 10 dk mesafemiz var arada. Şu anda oğlum 13 yaşında. Normal devlet okuluna gitmesi gerekiyor ama gerek okul planı gerek eğitim açısından eğitim uygulama okuluna devam ediyor. Okulda tek bedensel engelli Onuralp. Allah’ıma çok şükür okumayı da öğrendi. Yazamıyor ama çok şükür okuyor..




Tabiiki bu 13 yıllık ömrümüze, 9 ameliyat sığdırdık. Hepsinde de kendi Anneciğim ve Babacığm yanımdaydı. Hem maddi hem manevi. Şimdi ise Alp paşa 1 hafta sonra 10. Ameliyatına giricek. Durumuna gelince hani bir tabir vardır ya ” sulu dereye götürür, susuz getirir ” diye.. İşte öyle çok konuşkan, bana çok bağlı Annecim, Anneanecim, Dedecim diye konuşan bir ergen. Yürümeye gelince elinden tutunca yürüyor ama kendi başına henüz başaramadık.

1 hafta önce bizi çok sevindirdi, ben hiç emekleme görmedim desem yalan olmaz.. Şimdi ise kusura bakmayın koca danam emekliyor :) İnşaAllah daha da iyi olucaz, biz azmettik sabrettik ve Yaradana sığındık bu günümüze şükür…

Şimdi bu hikayeyi yazma fırsatı veren Evrim hanıma çok tesekkur ediyorum ve yanımda olan Aileme sonsuz minnet borçluyum. İyi ki yanımdasınız, iyi ki yalnız bırakmadınız

Serebral Palsili Onur Alp Özkaya
Anne; Sevilay Develi




İlgili Mesajlar

Leave a Comment