Meliha’nın İlginç Doğum Hikayesi

doğum hikayesi meliha

Meliha’nın İlginç Doğum Hikayesi

 Sevgili Evrim, benden hikayemi yazmamı istediğinde çok uzun olduğu için yazmaktan korktum aslında. Hangi birini yazacaktım ve ne kadarını?… Umarım uzunluğu sıkmaz okuyanı, bir yerden başlamalı.

2012 Şubat ayında Umreye gidecektim ve bunun nasip olup olmayacağını hayal ettiğim bir gecenin rüyasında bir ses tarafından “Mim’den Furkan çıkacak” denildi. Mim mensem Furkan’da çocuğum dedim, ne güzel olurdu, Umre öncesi hamile kalsam karnımda gider gelirdi. Şimdi niye böyle bir şey istediğimi de bilmiyorum. 1, 2 … 5. ay derken yok. Furkansız gidecektim .Umreye. Çok şükür rabbim nasip etmişti ve oralarda bol bol dua etmiştim, erkek mi kız mı bilmem ama Furkanı’mı nasip et Yarabbi demiştim. Eksik dua işte nerden bilebilirdim ki ikizlerimin olacağını. Medine’den Mekke’ye geçecektik son kez Ravza’yı ziyaret etmek istedim, kapıların açılmasını bekliyorum; içeride dua ederken unutmayayım diye tek tek içimden arkadaşlarımın, dostlarımın isimlerini zikrediyorum. Bir nine kolumdan tuttu ve dua etmeye başladı mene, Türkçe konuşuyordu iki büklüm, sıskacık, 115 yaşında ve çok uzun yıllardır Medinedeymiş. Mene şöyle dedi : Evladım sen 2 yıl sonra buraya tekrar geleceksin ve bu sefer yalnız değil bebeğinde olacak, sana bir isim söylenmiş rüyanda o ismin suresi de var oku bol bol ve karnına üfle. Bismillah!! Bu da neydi şimdi, menim rüyamı hiç tanımadığım bir kadın nereden bilebilirdi ki. Birde neden men, başımı bile uçağa binerken kapatmışım, çoğuna göre İslami değerler taşıyan yobazdım! Sonra Kabe’ye geçtik ve günler geçti son gün veda tavafına boy abdesti ile gitmek istedim, banyoda minicik bir sabun kırıntısına bastığımda kendimi bir anda yerde buldum. Belim küvetin köşesine çarpmıştı ve yerimden bile kalkamamıştım. Belimin ağrısından yürüyemiyordum neredeyse. Gidememiştim Kabe’ye veda etmeye Umre’den döner dönmez röntgene girdim. Doktor belimde disk kaydığını, muhtemelen de çarpmanın etkisiyle fıtık olabileceğini bunu görebilmek için MR’a girmem gerektiğini söyledi. Hamileler ve hamilelik riski taşıyanlar yazısını fark ettiğimde “ya hamileysem dedim” . Bunun için dua etmemiş miydim hep, ne olur ne olmazdı bir tahlilden ne çıkardı. Gebelik testi için kan ve idrar tahlilinde doktorum bir çok hormona bakmıştı. Ne gebeliği sen hamile kalamazsın ki troid hormonun çalışmıyor dedi. Kan uyuşmazlığımız vardı ama bu sürpriz olmuştu. Her şerde bir hayır vardı, düşmeseydim bu ortaya çıkmayacaktı. İlaçla hemen düşmeye başladı TSH hormonum ve 20 gün sonra gebeydim. İlk gittiğimde dört haftalık ve sadece bir kese gözüküyordu. USG’de iç kanaman gözüküyor düşük yapabilirsin, dikkat et, dinlen ve iki hafta sonra gel dedi doktor. Birkaç gün sonra sabah ezanıyla bir rüyadan daha uyanmıştım ve rüyamda bir bebek gene kız mı erkek mi bilmiyorum ama öyle güzeldi ki dua istiyor ve mende dünyaya gelmek istiyorum diyor. Adının Kerim olduğunu Furkan’ın kardeşi olduğunu söylüyor! Hayrola inşallah! Eşimi uyandırdım kalk kalk ikizlerimiz oluyor dedim eşim aynen “Furkan geldi de bir Kerim eksikti yat yat o ikincidir ne ikizi… İki hafta sonra USG’de iki kese, iki et pıhtısı ve iki kalp atışı.



Eşim: yuh artık be ne rüyaymış ama
Doktor: Efendim ne rüyası
Eşim: Bizim hanım yine ıskalamadı
Doktor: Efendim?
Eşim: İkiz mi şimdi? (şokta)
Tüm gün ” ikiz mi şimdi ” deyip sırıttı.
İki hafta sonra ilk kanama başladı ve doktor-hastane maceralarımız da başladı hala da bitmiş değil. Düşük yapacağım söylendi iğne ilaç derken kanama durdu. On dört haftalıkken uykumdan tuvaletimi yapar gibi uyandım ama yapmamıştım, emindim meğer alttaki bebeğimin suyu boşalmış. Doktorum seni korkutmak istemem ama müdahale gerekebilir o yüzden seni üniversiteye sevk edeceğim, gözetim altında olman gerek enfeksiyona açıksın şu an, bu arada üsteki bebeğiniz büyük olasılık kız ama suyu boşalanı bilmiyorum. Kapıdan çıktık ve eşim “Fatımatüz Zehra”dedi ötekini de sen koyarsın dedi. Tövbe!!! men can derdindeyim adam isim… Hani Furkan gelecekti. Men sanki erkek dedimdi. Bizi güçlü kılan şeylerden biri de bu oldu sanırım eşimle hep ti’ye alacak bir şeyler bulduk, her kötü haberi kabul ettik ama kabullenmedik ”Allah bilirdi biz sadece emanetçiydik”
Direk yatış verildi enfeksiyon tedavisine başlandı, onlara göre her an erken doğum başlayacaktı ve biri gelirse diğeri kalmazdı. Doğum falan başlamadı bir damla suyu yoktu ama kıvrıldıkça kıvrıldı yavrum. Fatıma Zehra’yı 16-17 haftalık ölçerken onu 11-12 haftalık ölçüyorlardı. Suyu olmadığı için top gibi olmuştu, direniyordu, hayatta kalacaktı. Baktılar doğum kendiliğinden başlamıyor doktorlar bu şekilde dayanamazsın henüz gebeliğin başındasın daha haftaların var bu kadar iğne ilaca karaciğerin iflas eder gebeliği sonlandırmamız gerek dediler. Bunu nasıl kabul edebilirdim ikna edemediler ne dedilerse. Bu arada hep pratisyen doktorlar bakıyor, sadece hocalarına rapor veriyorlar.



Bir gün hocaları geldi başıma, seninle uğraşacak değiliz pek çok hasta ve bizim yatağa ihtiyacımız var, git evine ama gün aşırı gel enfeksiyon kaparsan, doğum başlarsa, bebekler karnında ölürse seni kurtaralım diye. Hiçbir hastane sorumluluk almak istemiyor, nereye gitsek üniversite hastanesine yönlendiriyoruz bu arada. Hayatımda içmediğim kadar antibiyotiği gebeliğimde içtim, vurulmadığım kadar iğneyi vuruldum, popomda yumurta taşıyor gibi hissediyordum artık iğne şişliklerinden. A(-) kan grubum,1 gün dur 1 gün git USG kan,idrar eşim bu kadar kanı Kızılay’a versen hayrımız olurdu en azından pek çok can kurtulurdu diyordu. Bu arada inanılmaz bulantılarım vardı kaburgalarıma ağrılar giriyordu öğürmekten yaşlar akıyordu gözlerimden. Ama inanın hiç şikayet etmiyordum her bulantı atağından sonra çok şükür Allah’ım demek ki onlarda meni bırakmak istemiyorlar diyordum. Hep zemzeme okuyup içtim bebeklerime gitsin diye niyet ettim. Zemzem idrara karışmıyordu çünkü, inanmıştım bebeklerim zemzemde yüzecekti. On dokuzuncu haftada inanılmaz bir şey olmuştu. Sıkışık bir vaziyette tuvalete kalktım klozete varmadan bir şeyler akmaya başladı bacaklarımdan aşağı, kan boşalıyordu. Banyo kanlar içindeydi artık o kadar alışmıştım ki eşimin yanına gittim kalk gidiyoruz kanamam var ama bu sefer farklı dedim. O arada annemin kafası neredeyse klozete girecek, banyoda bebek arıyor. (Doğurdum zannetmiş şok içerisinde o görüntüden sonra günlerce kendine gelemedi, o günden sonra mende kansız bir tuvaletten, banyodan çıkmadım ) hastaneye gittik kızım suyunu tamamlamış bu nasıl olabilirdi ki? O zaman bu kan nerden geliyor muayene esnasında suyu kanla beraber tekrar boşaldı. Tekrar yatış kıpırdadıkça suyum kanla birlikte geliyor, her tuvalette sanki kan işiyordum. Normal suya sifon çekmedim hiç ya da temiz bir tuvalete… Her yer kan oluyordu. Ama Rabbimin hikmeti her USG’de çocukların suyu normal gözüküyordu. Demek ki gerçekten zemzem onlara gidiyordu ve onlar zemzemle yaşıyorlardı. (Allah bilir ama biz böyle düşünmek istedik ve buna inandık) Günde neredeyse üç sefer müdahale odasına götürülüyorum, pratisyen hekimlerin baktığı yetmiyor, son sınıf öğrencilerinin de ders materyali oluyordum. Tuşe, spekulum, turnusol kağıdı… Kan nerden geliyor bulunamadı bu arada hiçbir hoca onlara yalvarmamıza rağmen bir kere bakmadı. Kadına bir sefer yaptınız birde öğrencilere neden yaptırıyorsunuz istemiyorum diyorum ağlayarak, defol git geleceğin yer burası hiçbir hastane kabul etmez seni diyordu. Bu arada nur topu gibi gebelik şekerim, ekmeğin kabuğunun tadıyla hayal kurduğum bir diyabet diyetim, böbrek taşım onca ilaca dayanamayan karaciğerim yol açtığı bir safra taşımda oluvermişti. On bir kez kan şekerimi ölçüyor, neredeyse yarı aç yaşıyordum. Antibiyotiğim, kan ilacım, vitaminler, troid ilacım, erken doğum için kullanılan tansiyon ilacım varken bir de kendime yapmayı öğrettikleri insülin iğnelerim oluvermişti.
 
Derken kendileri mene enfeksiyon kaptırdılar ve enfekte oldum. Giderek enfeksiyon yükselmeye başladı, son gelen CRP sonucu baya yüksek gebeliği durdurmamız gerek seni kaybedeceğiz yoksa dediler. Müdahale odası hazırlansın dedi bitanesi hayır olmaz dedim, onlar daha yaşıyor, Aptal mısın be kadın öleceksin diyorum! Öleceksem de onlarla ölmeliydim. Nasıl kıyardım onlara… Derken müdahale odasına gittim masaya çıktım doktor geldi eldivenleri giydi. O anda Allahım dedim sen nice ölecek hastayı diriltensin ne olur yardım et, yaşamaz diyorlar senden iyi mi biliyorlar. Doktorun sürekli ilgilendiği yakın bir hastasının 27 haftalıkken suyu gelmiş kadın tekerlekli sandalyede hüngür hüngür ağlıyor, mene bakan doktoru istiyorum diyor. Meni bırakıp onun yanına gitti. Onu sakinleştirdi, sonra ne olduysa bir gün daha bekleyelim dedi mene.




Tokoya bağlayın takılı kalsın dedi. O günün mucizesinde kızlarım tokoyu hiç sevmedi ilk o gün tekmelerini hissetmeye başladım. “Asıl şimdi nasıl vazgeçecektim?” O gece rüyamda kurban kesmem söylendi ve sabahına eşim buldu buluşturdu kurban kestirdi. Ertesi gün enfeksiyon hızla düşmeye başladı. Bu nasıl olabilirdi, Rabbim isteyince her şey oluverirdi. Çünkü ondan hiç ümidimizi kesmemiştik. Doktorun bir tanesi geldi zaten doğal yolla olmuş yine olur; bir diğeri senin bu çocukların yaşasın gel yüzüme tükür, boşuna direniyorsun dedi.
Sonra Bursa’dan bi hoca bulduk yani hastaneden resmen kaçt ık. Hoca ilk muayenesinde kanamanın sebebini buldu. Alttaki kızımın plasentası rahme yapışmıştı ve diğer doktorların muayenesi kanamayı artırmıştı. Kan uyuşmazlığı, plasenta previa, hipotroid, gebelik şekeri, böbrekte taş, idrarda protein v.s. v.s. Tanrı’ya inanan bir adam değilim ama hala hayattaysan bu onun işinden başkasının işi olamaz, iyi ki gelmişsin bana, orada anlayamadılarsa, seni doğuma ya da müdahaleye aldıklarında hazırlıksız gireceklerdi ve onlar için rahmini almaktan başka seni kurtarmanın bir yolu kalmayacaktı. O zaman bebeklerinde, rahminde gidecekti, iyi ki kabul etmemişsin gebeliğin sonlandırılmasını dedi. Ayrıca insülin dahil pek çok ilacı kesti çoğu gereksizdi ve kullanılmaması gerekti. Hemen farklı bir iğne tedavisine başlandı, sıkı bir takibim olacaktı şeker ve tansiyon değerlerimi günlük doktoruma yollayacaktım ve direnebildiğim kadar direnecektim henüz 23 haftalıktık ve yaşamalıydık. Bu zamana kadar bunlar yaşadığımız sadece tıbbi sorunlardı binlerce katıda manevi sorunlarımız ve acımasız insanlar vardı men yine direnirdim de onların sebebine geçirdiğim ağır bir üzüntü sonrası 29 haftalık doğum yaptım. Üstelik her şey yoluna girmeye başlamışken, şekerim düşmeye kanamam azalmaya başlamışken. Önce böbrek sancım sandım 3 gün o sancıyı çektim hastaneye gittiğimde bile böbreğim diye gittim meğer doğum başlamış çok uğraştılar ama durduramadılar acılar içindeyken kadın doktorun elini karnıma koyup NST’de sancı en tepede gösterirken ne olur dursun şu sancı deyip gözlerinin dolmasını unutamam. Çünkü meni muayene ettiğinde bu vakte kadar gelmemize “ölümle kol kola gezmişsin resmen demişti.” Maalesef sancı durdurulamadı doktorum İzmir’de konferanstaydı annenin ve bebeklerin hayatı için sezaryene alınmalı çok iyi bir ekip hazırlanmalı anne ve bebekler kurtarılmalı rahmi kurtarmak içinde her şey yapılmalı vs vs diyerek telefonla yönlendirdi. Menim için doçent doktor evinden gelmişti, ameliyathanede tam 22 doktor saymıştım Allah’ım demiştim burası da üniversite hastanesi geldiğim yerde Hiç korkmadım uyuyana kadar dua ettim ama bir gariplik vardı alttaki bebeğim o ana kadar çok farklı hareket ediyordu sanki veda edercesine karnımı delercesine… Diğerine 14 haftadan beri Fatıma Zehra demiştik de ona seslenememiştik. Çünkü profesör de dahil hiçbir doktora cinsiyetini göstermemişti. Oğlan olursa Furkan kız olursa Beliz Neva olacaktı. Yavrum mene hazırlık yapmayın demiş meğer, onun görevi âdem olmaktı kardeşini ve meni kurtarmaktı ve bunu en iyi şekilde yaptı. Kendime geldiğimde gözümü açtığımda neredeyse 5 saat geçmiş başımda bir kadın doktor yanağıma vurdu duyuyor musunuz dedi men ikisi de yaşıyor mu dedim ikisi de ağlayarak doğdu bu çok iyi bir şey merak etmeyin dedi ikisi de kız mı dedim evet dedi ikisi de kız. Kötüydüm, kolumda üç pembe halka ve yanımda kimse yok manevi ailemiz dışımda. Doğuma girerken de yalnızdım çıktığımda da ,eşimde kendi ailemde yetişemedi ölümde böyle bir şey değil miydi yalnız gelmiştik yalnız gidecektik. Oysa kızım kardeşiyle gelmişti yalnız değildi. Boş küvez yoktu üniversite hastanesinde hiç göremeden men ayılmadan doğar doğmaz ambulansla ayakuçlu başuçlu aynı küvezde çocuk hastanesine sevk edilmişler. Beliz nevamın durumu daha ağır olmakla beraber ikisinden de hayır beklemeyin demişler. Ertesin gün Beliz Nevanın kalbi defalarca durup müdahaleyle çalıştırıldığı, her an veda edecek olduğu haberi geldi ağlıyordum o yaşayacak ikisi de yaşayacak bu zamana kadar direndiler direnecekler. Maalesef ertesi gün kızımın ölüm haberini aldık, çok yalvardım eşime hastaneye getir bir kere olsun göreyim diye getirmediler. 29 hafta taşıdığım konuştuğum hissettiğim bebeğim bir sefer bile görüp koklayamadan toprağa verildi. Tarifsiz bir acıydı, nefes alamıyordum hıçkırıklara boğuluyordum ama hiç isyan etmiyordum ağlarken bile sana isyan etmeyeceğim Allah’ım, buna da şükür bu da çok güzel bir nimet kızım mene şefaat edecek bu nimeti verdiğin içinde teşekkür ederim sana isyan etmeyeceğim. Acıyı ve umudu, hüznü ve heyecanı gözyaşıyla mutluluğu vs vs ne kadar zıt duygular varsa hepsini aynı anda yaşamaya başladım o günden sonra. Beliz Neva ismini çok istiyordun sen dilersen değiştirebiliriz yaşayanın ismi olsun dedi eşim yok dedim, hayır sen onun ismini ta 14. Haftada vermiştin kalsın iyi ki de öyle yapmışız Medine’de tanıştığım o nine vardı ya o gün o aramış sizin kız doğum yaptı kızının adını peygamberimizin kızının adını koysun Fatıma Zehra olsun demiş Bunu duyunca bir kez daha şükrettik iyi ki değiştirmemişiz dedik. Kızımı ilk görüşüm doğumdan sonra 8.gün oldu anca ayağa kalkabilmiştim zorla yürüyordum yoğun bakım doktoru sana kızını göstereceğim ama sakın hayallere kapılma ,her an aynı acıyı yaşabilirsin durumu kritik demişti. Camın arkasından arkadaki küvezi gösterdi ve şuradaki kara kedi yavrusu seninki dedi. Hakikaten her yeri simsiyah tüy kaplı avuç içi kadar bir şeydi, kara kedi yavrusundan farksızdı. O an iki damla yaş süzüldü gözümden merhaba kızım dedim, hissetti elini kaldırdı ve sallar gibi yaptı. Doktor döndü ağlayan anneden nefret ederim hele ki karşımdaki prematüre annesiyse dedi, güçlü olacaksın kızın şeş kaza yaşarsa ömrünün en az iki senesini yok sayacaksın zira bu süreç sürekli hastanelerde geçecek ve büyük olasılık özürlü bir çocuğun olacak. Kilo almaya başladı, şu an 1430 gr 4 cc süt vermeye başladık sütünü sağmaya çalış umudunu kaybetme ama hayaller de kurma. Nasıl bir tezatlıktır bu hem umudunu kaybetmeyeceksin hem de yavrunla ilgili hayaller kurmayacaksın. Ancak prematüre annesi olan bilir bu duyguyu, yaşayıp yaşamayacağını bilmeden süt sağacaksın tabi sütünüz bunca acıya dayanıp geri çekilmediyse hem de her saniye yaşaması için dua edecek nefes dediğimiz o fısıltıyı siz her bir anında; her çalan telefonda kapıdan her girenin yüz ifadesinde hançer gibi içinizi yaka yaka hissedeceksiniz. Hadi bakalım dedi bu kadar yeter bu arada diğer bebeğin için gerçekten üzgünüm kaç yıllık yoğun bakım doktoruyum gördüğüm en güzel bebekti onun için çok uğraştım ama o kendi de yaşamak istemedi o bu dünyanın bebeği değildi. Fatıma Zehra kardeşi öldüğü an ağlamaya başladı ertesi sabaha kadar susturamadık hem o ağladı hem biz dedi. O an ilk başta gördüğüm rüyanın manasını çözmüştüm aslında çünkü kızım rüyamda men de dünyaya gelmek istiyorum diyordu ama yaşamak istiyorum demiyordu. Geldi gördü ve gitti bir gün yeniden anne olmaya cesaret eder miyim bilmiyorum ama bir kızım daha olursa ismini yeniden Beliz Neva vermeyi çok istiyorum..

Bir sabah telefonum çaldı doktor arıyor gel götür bebeğini diyor ama nasıl olur daha geçen haftaya kadar umut vermiyordunuz? Gel de konuşalım dedi. Koştur koştur gittik manevi babamla elimde birkaç parça eşya ile.Eşimde beşik almaya gitti bin bir hevesle. Dün gece çok ağır enfeksiyonlu bebekler geldi bulaşırsa yarına çıkmaz bünyesi çok zayıf al götür bebeğini diğerini koklayamadan öldü al götür ölecekse de koynunda ölsün en pis ev bile hastane şartlarından daha temizdir, çıplak göğsünde tut onu sürekli sıcaklığını hissetsin kalp atışlarını hissetsin belki ana kokusu onu yaşama bağlar dedi. O gün akşama kadar mene kendisi ve hemşiresi altını açmaktan tutunda banyo yaptırmaya biberonu ile beslemeye, kremlemeye, hijyene vs prematüreliğe dair ne kadar detay varsa anlattı gösterdi. Kızımı ilk kucağıma aldığım gün taburcu günümüz oldu yani o kadar kızmıştım ki doktor o gün resmen kızımı ölüme terk etmişti koynunda ölsün de ne demekti 1800 gramdı 2000 bile değil arada çok fark vardı bari 2000 gram olsaydı nasıl bakacaktım? Kalbi delikti her beslememizde tıkanıyordu morarıyordu,apneleri vardı ,henüz vücut ısısını bile tam koruyamıyordu, kaka yapamıyordu hep ilaçla ya da fitille, böbreğinin birinde büyüme vardı bir de muhtemelen kör ve sağır olabilir demez mi? Arkasına ekledi yaşarsa da normal bir bebek bekleme ya salak olacak ya hiperaktif. Biri şu kadını sustursun diye çırpınıp durdu içimden bir ses. Safta olsa akıllı da olsa, özürlü de kalsa sağlıklı da olsa o menim evladımdı, canımdan can kanımdan kan rabbimden lütuf Beliz nevamdan bir hatıraydı. Ne olurdu artık şu kadın sussaydı. O ara eşim geldi park yatak almış onu da kılıfının iki kolundan sırtına asmış. Eşin dağcı mı dedi yoo dedim memur. Sırtındaki ne dedi beşiiik dedim kahkahayı bastı ‘’ha ha ha sanki beşiğe yatıracak çocukları varda ayol ayakkabı kutusuna bile yatırsanız buna beşik olur’’’O gün ne kadar kızdıysam sonrasında o güne binlerce şükür ve Neslihan hanıma her gece ve kızıma her bakışımda teşekkür ve dua ettim. Yoğun bakım kapısından çıktık manevi babam bir bakayım dedi ‘’’anaa dedi gemi kadar kadından çıkan çocuk ‘’ sonrası, hemen hemen tüm prematüre annelerinin yaşadığı prematürelik savaşları. İlk işitme testinden kaldı, defalarca rop muayenesine girdik. 5 aylık olana kadar kendi başına hiç kaka yapamadı ,fıtık oldu. 4,5 aylıkken fizik tedaviye başladık sağ tarafı çok güçszdü sağ bacağı içe dönmüş sağ tarafta fazla olmak üzere her iki ayak bileğinde de kasılma ve sertlik vardı. Kalpti böbrekti, gözdü, kulaktı derken gerçekten ilk bir yılımızın neredeyse her günü son iki yılımız hastanelerde geçti. Ama hiç yılmadık, hiçbir kötü haberi kabullenmedik. İlk dört ay hiç uzanıp yatmadım hep çıplak göğsümde kızım, oturduğum yerden dinlenmeye çalıştım. Bağışıklık sistemim çökmüştü dışarıdan korkarken kendim enfeksiyon saçıyordum 15 güne bir grip ya da akut tonsilit yani kronikleşen boğaz enfeksiyonu. Ağzımda maske, üstümde önlük bırakın dışarıyı kendi mikrobumdan korumak için çalışıyordum Bu arada süt yapar mı ki diye ne duyduysam onu yedim stresinde etkisiyle gebeliğimde almadığım kiloyu doğum sonrası aldım, umre de düştüğümde oluşan birinci fıtığın yanına doğum sancısının yol açtığı 2 tane daha eklendi 3 fıtıklı, taşlı, şekerli bir kadın oluverdim belediye otobüsüne bindiğimde bile hala hamile zannedip yer verdikleri oluyor koca koca teyzelerin amcaların, sağolun diyorum yok diyorlar sen bebeklisin yok amca bebek değil göbek diyorum herkes gülmeye başlıyor. Bu arada bir de yeniden okul okumaya başlamıştım gebeliğimdeki onca sıkıntının yanında birde sınavlara gidip geliyordum o haldeyken, kızlarım altlı üstlü yerleştikleri için zaten 4. ayımda dokuz aylık gibi görünmeye başlamıştım son zamanlarımı siz düşünün o kadar komiktim ki içeri giriyordum sıralara sığmıyorum hep gözetmen kendi masasını vermek zorunda kalıyor şeyy hamileyimde çok sık tuvaletim geliyor ‘burdan bakıncada belli oluyor hamile olduğunuz, burada doğurmazsınız değil mi ‘’ cevap umarım kocaelindeyken üniv hastanesinde protein kaçağı için 24 saatlik idrar istediklerinde damacanayla idrar götürmemiz de unutulmayanlarımız listesinde hala aklımıza geldikçe kahkahayla güleriz kızımın suyu boşalınca sanki içtiğim su yerine getirecekmiş gibi günde 4 litreye yakın su içiyordum diyabetten dolayı da sürekli süt yoğurt ayran günün yarısı olmadan 4 litre idrar toplanınca damacana bulup gelmiş eşim ertesi gün onunla götürdük hem gülüyorduk hem de utançtan siyah poşete sarmıştık. Bagaja da sığmıyor üstelik. Bizi hastaneye eniştem götürüp getiriyor. Eşim öne oturup bacaklarının arasına aldı eniştem o ne? cevap birazdan anlarsın ardına dakikalarca süren kahkaha hep bir ağızdan, şaka gibi ama birde laboratuara bıraktı Eşim, gelmiş diyor ki Meliha her kez reçel kabıyla getirmiş, kola bidonuyla getirmiş biz damacanayla ya başka bir şey sanıp almazlarsa sanırım kızlarımın bize öğrettiği en büyük şey de bu oldu. Eskiden de karı koca küçük şeylerle mutlu olurduk ama şimdi prematüre bir bebekle minyatür şeylerle mutlu olmayı eğlenmeyi de öğrendik. Bu arada şükürler olsun kızım 26’sında 2 yaşına girecek hala devam eden bazı problemlerimiz olsa da prematüreliğin pek çok sıkıntısını geride bıraktık çünkü biz prematüreliği kabul ettik ama kabullenmedik eve çıktığı andan itibaren komşularımı rahatsız edecek boyutta şarkılar, ninniler söyledik. İki aylık yoktu daha kitaplar okumaya başladık bir ara eşimle bile evde ninni modunda konuşuyorduk sustuğumuz an ağlıyordu ,dandini dandini dastanaaa mutfağa gidip çay koysana hu hu hu dandini dandini danadan demledim zaten gidip bir baksan ee ee ee… Evim fazlasıyla dağıldı, bulaşığımın iki gün yıkanmadığı bile oldu, akşam yemeklerimiz bazen sadece bir çeşit oldu. Çat kapı gelen misafirlerimizin dağınıklıktan şikayeti, bolca da lafımız sözümüz oldu ama biz keyifle oyun oynamaya, egzersizlerimizi yapmaya kitap okumaya devam ettik. Bu günleri ancak yaşayan bilirdi ve geçen zaman bir daha geri gelmezdi. Doğum yaptığım süreçte tanıdığım prematüre safasına ve sevgili Evrim’e çok şey borçluyum pek çok rahatsızlığımızın erken tanısında ve doğru doktor, yöntem seçimimizde bize ışık oldu. Umarım Fatıma Zehra da kendinden sonra doğan prematüre kardeşlerine ve Annelerine umut olur.
Son olarak sizinle paylaşmak istediğim bir şey daha var; Bursa’dan eve döndüğümüzde takvim yaprağındaki son sayfa kızlarımın doğduğu gündü eşim o gün apar topar çıkmıştı ve bizden önce dönmesine rağmen koparmayı unutmuştu, hala saklarım o yaprağı .Üzerinde aynen şöyle yazıyordu ‘’Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dirilten de öldüren de O’dur. Allah’tan başka ne bir dostunuz vardır ne de bir yardımcınız.’’



İlgili Mesajlar

Leave a Comment